NEDİR BU SOKAK FOTOĞRAFI, AZİZİM?

Yaklaşık 10 gün önce bir akşam arkadaşlarla atölyede otururken, atölyedeki ortağım Murat (ÇAMCA) sokak fotoğrafının ne olduğuna dair bloga bir yazı yazmamı istedi. Aslında kafamda buna dair bir şeyler yazmak vardı. Peçeteye (!) yazılmış bu özel istek üzerine de kendisini kıramadım ve bu konu hakkında bir iki söz söylemek istedim. Umarım beğenir :) .

Bu terimi son yıllarda çokça duymaya başladık. Halbuki 2005 yılında “ünlü” bir fotoğrafçımıza sokak fotoğrafı ile ilgilendiğimi söyleyince bana nahoş bir tepki göstermişti ve böyle terimleri neremden uydurduğumu merak etmişti. Yıllar çabucak geçerken bir de baktık herkes sokak fotoğrafçısı olarak kendini lanse etmeye başlamış.

Peki ama nedir bu sokak fotoğrafı ya da popüler deyişle sokak fotoğrafçılığı? Bu sorunun cevabı ile ilgili o kadar çok farklı yorum ve tanımlama duydum; okudum ki. Esasen bir çoğu size bir tanımdan çok muğlak bir olayı tarif etmeye çalışan söz dizileriydi. Kimi zaman ise ne olduğu değilde ne olmadığı anlatılmaya çalışılmakta ve fiktif bir yapı sunulmaktadır. En sık yapılan yorumlardan biri de -sanırım kullanılan ekipmanın çok yakın olması sebebiyle- belgesel fotoğrafla ilişkilendirmek. Fakat yapılan bunca yorum ve girişim dediğim gibi muğlak bir yapı çiziyor.

Sokak fotoğrafı konusunda önde gelen fotoğrafçılardan Nick Turpin, bu kavrama nasıl baktığını ve görüşünün zaman içerisinde nasıl değiştiğini 2012 yılında bir blog yazısı ile paylaşmıştı. Kanımca şimdiye kadar kavramın kendisini sağlıklı bir şekilde ortaya koyan en sağlam bakış açısı budur. Bu yazıda temel olarak sokak fotoğrafını şu şekilde tanımlamaktadır:

” “Sokak Fotoğrafı”, bir çocuğun eline bir fotoğraf makinesi aldığında ve içinden spontane bir görüntü için düğmeğe bastığında elde ettiğidir. Bu, her şeyden önce,  önündeki sahneye; bir insan, bir araba, bir renk… gösterdiği ham bir reaksiyondur. Bu reaksiyon göstermek ve fotoğraf çekmek için yapılan ilkel dürtü “Sokak Fotoğrafı”nın kalbidir. “Sokak Fotoğrafı”nın, “Fotoğraf”ın en basit hali ve “Fotoğraf” ortamın kendisi olduğunu anladım. Fotoğrafın bütün diğer formlarının; manzara, moda portre, röportaj, reklam… aslında bir tanımlamaya ihtiyacı var. Bu formların hepsi “Fotoğraf” ortamının karmaşık eklentileridir. Ayrıca bu formlar, tanımlanması gereken alanlar olup sınırlarının çizilmesi ve bölümlerinin “Sokak Fotoğrafı” ortamından çıkartılması gerekmektedir. Böylece her birimiz, kendi görüşlerimizi daraltarak ve kendimize kurallar ve durumlar dayatarak olduğumuz Portre Fotoğrafçısı, Moda Fotoğrafçısı, Manzara Fotoğrafçısı… olmadan önce birer Sokak Fotoğrafçısıyız. “

Bu tanımlama, tarihi süreçleri de göz önüne aldığınızda, hakikaten kavramın tam anlamıyla hakkını vermektedir. Ayrıca bu tanımla ile yola çıktığınızda sokak fotoğrafına dair her türlü soruya kristal berraklığı ile cevaplar verebilmekteyiz. Nedir bu sorular? Bazılarını cevaplayalım isterseniz.

*) Sokak fotoğrafları tek bir karenin görsel gücünden mi oluşmaktadır? 

Bu sorunun cevabı hem evet hem de hayır.  Evet, çünkü bir çocuğun gösterdiği ham reaksiyonu ile davrandığınızdan dolayı tekil karelerden oluşan işler ortaya çıkıyor. Fakat şunu da biliyoruz ki çocuklar en keskin zekaları ile içerisinde fantastik öğeler barındıran “hikayeler” anlatabilirler. Dolaysıyla da fotoğrafçı olarak “hikayeler” de anlatmaktayız.

Burada bir kavram ile ilgili olarak açıklama yapma ihtiyacını hissetmekteyim. Yukarıda “hikaye” kelimesini tırnak içerisine aldım. Fotoğrafçılar arasında çokça duyduğum “hikaye” sözcüğünün biraz farklı kullanılması gerektiği kanaatindeyim. Edebiyat açısından baktığımızda ister gerçekçi olarak kaleme alınsın isterse de fantastik olsun “hikaye” dediğimiz kavramın aslında güçlü bir kurmaca tarafı bulunmaktadır. Gerçeklerin aktarılması ise biyografi, otobiyografi, anı, makale gibi çeşitli isimler almaktadır. Mevzu fotoğraf olduğunda ise genellikle her tür fotoğraf serisine “hikaye” denilmektedir. Özellikle “foto-röportaj” kavramının yerine sıkça kullanılmaktadır.  Ben açıkçası kurmaca unsurlar barındırmadıkça “hikaye” kelimesini kullanmamaya gayret ediyorum. Açıklama kısmını çok uzattım galiba :) .

*) Sokak fotoğrafı sadece sokakta çekilen fotoğraflardan mı oluşur?

Sokak fotoğrafına Eğer “Fotoğraf” ortamının kendisi dediysek mekandan ve her türlü bağlamdan bağımsız olduğu da aşikardır.

*) Sokak “Fotoğrafçılığı” terimi ne ola ki? 

Bir çocuğun gösterdiği ham reaksiyonundan bahsettiğimize göre bu bir meslek olamaz. Bence “fotoğrafçılık” terimi daha çok bir mesleğe gönderme yapmaktadır. Her nedense bizde her türlü fotoğraf alt dalını “fotoğrafçılık” olarak isimlendirme geleneğimiz var. Hem işin kavramsal boyutlarından bahsederken hem de meslek boyutundan bahsederken bu terimi kullanıyoruz.  Bana “fotoğraf” kelimesi yerine de “fotoğrafçılık” kelimesinin kullanılması oldum olası garip gelmiştir. Konumuza dönecek olursak; bu ham reaksiyonu ticari fotoğraflarınızda kullanabilir (bkz. Matt STUART) ve ya bu ham reaksiyon ile ürettiğiniz fotoğraflardan bir hikaye kitabı oluşturup para kazanabilirsiniz (bkz. Jason ESKENAZI‘nin “WONDERLAND: A Fairy Tale of the Soviet Monolith” kitabı). Fakat bu durumlarda siz fotoğrafı sadece bir araç olarak kullanmışsınızdır. Tıpkı kelimeler gibi. Onları diziş tarzınıza göre şair, romancı veya blogger olursunuz. Dolayısıyla “Fotoğraf” ortamının kendisi olan “Sokak Fotoğrafı”da bir araçtır ve onu kullanma tarzınıza göre de mesleğiniz değişir.

*) Sokak Fotoğrafı eğitimi nasıl olmalı?

Hem yurt içinde hem de yurt dışında bir çok insan sokak fotoğrafı ile ilgili atölyeler düzenlemektedir. Genel olarak gördüğüm atölyeler kapsamında beli kalıplar çizilip o kalıplara uygun fotoğraf üretilmeye çalışılmakta (bence çok sıkıcı ve anlamsız) ve/veya ekipmanlar, sokakta çalışma teknikleri gibi daha temel konulara ağırlık verilmektedir. Aslında bu tür bir eğitimde kanımca ağırlıklı olarak eğitmenin fotoğrafa  bakış açısı, yaklaşımı ve onu nasıl bir anlatım dili olarak kullandığı aktarılmalıdır.  Anlattığı her başlıkta, gösterdiği farklı fotoğrafçılara ait işlerde ya da sunduğu değişik tarzlarda eğitimci vizyonunu ve kültürel birikimini de ortaya koymalıdır.   Dolayısıyla da her  bir farklı eğitimcinin verdiği sokak fotoğrafı atölyesi de farklı bakış açıları sunmalıdır.

*) Peki sokak fotoğrafında etik?

Bu konu uzun ve çok farklı alt başlıkları olan bir konudur. Bu alt başlıklardan biri ile ilgili daha önceden uzun bir blog yazısı da yazmıştım. Ama kısaca şu şekilde özetleyebilirim:

Etik ile ilgili meseleler ve sorunların cevapları toplumdan topluma, kişiden kişiye hatta aynı kişi için durumdan duruma değişmektedir. Bu soruların cevaplarını, insanlık kültür tarihi boyunca olaşan hümanistik bakış açısının civarında aramak kişisel olarak doğru bulduğum bir yöntemdir. Bu bağlamda, fotoğrafı da bir kenara bırakırsak, hayatın her unsuruna saygı duymak benim için en önemli kriterdir. Hayatın hiçbir unsuru diğerine nazaran ne üstündür ne de aşağıdır. Hepimiz eşit düzlemlerde bu yaşam nehrini paylaşmaktayız. Bu bakış açısını korumaya ve aklımdan hiç çıkarmamaya özen göstermekteyim.  Etik meselelere de işte bu bakış açısını temel alarak cevaplamaya çalışmaktayım.

Bildiğimiz gibi, fotoğrafın doğası gereği, deklanşöre basıldığı anda hayata dair bir kesitin benzeri kaydedici bir düzlemde oluşur. İşte bu yeniden (benzerini) oluşturma eylemi fotoğrafçıyı bir nevi sanal yaratıcı pozisyonuna yükseltmektedir. Böylelikle vizörden bakan kişi kendini vizörden baktığı dünyanın efendisi olarak addetmektedir. Vizörden bakma eylemi son bulduğunda dahi bu efendi addetme ruh hali kişilerde yapışıp kalabiliyor. İşte bu durum yukarıda bahsettiğim eşit düzlem bakış açısını zedelemektedir. Bu nokta ise fotoğrafçılar olarak bizlerin baş etmesi veya çözmesi gereken bir konudur. İşte bunun gibi sorunlara cevap bulmuş bir fotoğrafçı kendi cevapları ışığında çalışma tarzını şekillendirmelidir. Daha sonra ise fotoğraf çekerken izin istenip istenmeyeceği gibi sorulara kendine has cevaplarını rahatlıkla oluşturabilecektir.

Sorular ve cevaplar malumunuz bitmek bilmez. O nedenle bir yerde yazıyı bitirsem iyi olur. Sanırım o yer de burası. Sizin de başka sorularınız varsa ve konuşmak (yazışmak) isterseniz iletişime geçmekten lütfen çekinmeyiniz.